Ninguem
Image default
Unutulmaz Takımlar

Monaco Mucizesi: 2016/17 Sezonu Şampiyonluğunun Hikayesi

2016/17 sezonu Monaco ve teknik direktör Jardim için mucize gibi geçmişti. Ligue 1’de kazanılan şampiyonluğun yanı sıra, Şampiyonlar Ligi’nde ulaşılan yarı final, Güney Fransa ekibinin son yıllardaki en büyük başarısıydı. Gelin o muhteşem sezonu yeniden hatırlayalım.

Monaco o sezon 95 puanla lig şampiyonluğunu kazanırken, 107 gol atmayı başarmıştı. Bu sayı, onları Avrupa’nın büyük ligleri arasında en çok gol atan 2. takım haline getirmişti (İlk sırada 10 gol daha fazla bulan Barcelona yer almıştı. Real Madrid 2, Bayern Münih ise 17 gol daha az bulmuştu). Şampiyonlar Ligi’nde de Manchester City ve Borussia Dortmund gibi ekipleri eleyerek yarı finale çıkan ekip, Dani Alves’in yıldızlaştığı eşleşmede Juventus’u geçmeyi başaramamıştı. Ligdeki en büyük rakibi PSG ise, tarihin en dramatik geri dönüşlerinden birinin yaşandığı 2. tur mücadelesinde Barcelona’ya elenmişti.

Uzaktan bakıldığında Monaco’nun başarısı, takımın başındaki Rus milyardere bağlanabilir ancak durum bundan farklı. Kulübün çekirdeğini 23 yaş altı oyuncular oluşturmaktaydı. Kylian Mbappe, Fabinho, Bernardo Silva, Thomas Lemar, Benjamin Mendy ve Tiemoue Bakayoko gibi genç oyuncular Monaco’nun başarısında önemli rol oynamışlardı.

15 yıl önce Monaco daha büyük bir başarıya yaklaşmıştı. 2004’te sürpriz bir şekilde Şampiyonlar Ligi finaline çıkan ekip, Jose Mourinho’nun Porto’suna mağlup olmuştu. Monaco o sezon finale dek Real Madrid ve Chelsea’yi elemeyi başarmıştı. Ancak o sezonla birlikte kulübün gerilemesi başlamıştı.

2003/04 sezonuna girerken Monaco aslında ligden düşürülmekle karşı karşıyaydı. 50 milyonluk borç yüzünden kulüp ceza almak üzereydi. Borcun kökeni 1998 Dünya Kupası ertesine kadar uzanıyordu. Kulüp turnuva sonrası Fabien Barthez, David Trezeguet ve Thierry Henry gibi oyuncuları elinde tutabilmek için yüksek ücretli sözleşmeler önermişti. Bununla birlikte, yıllar içinde yapılan Oliver Bierhoff, Christian Panucci ve Vladimir Jugovic gibi pahalı transferler borcun artmasına yol açmıştı.

Monaco’nun yaptığı başvuru sonucunda kulüp ligden düşmekten kurtulmuş ancak transfer yasağıyla cezalandırılmıştı. Bu durum da takımın 28 yıldır başında olan Jean-Louis Campora’nın görevini bırakmasına ve yerine Pierre Svara’nın gelmesine yol açmıştı. Svara’nın başkan seçilmeden önce hiçbir futbol geçmişinin olmaması ve oyunculara kulüp gelirinin çok üstünde prim dağıtılması takımı oldukça zor bir duruma düşürmüştü. Kulüp bir yandan sportif başarılar yakalarken, aynı zamanda ekonomik bir krizin tam ortasına ilerliyordu.

1 yıl içinde teknik direktör Deschamps görevinden ayrıldı ve takımın çöküşü hızlandı. Yıllar içinde kadrodaki iyi oyuncuları kaybetmeye başlayan Monaco, 2010/11 sezonunda 1976’dan beri ilk defa ligden düştü. Sonraki sezon da işler kötü gitmeye devam etti ve Aralık ayına geldiğimizde Ligue 2’nin dibine demir attı. O esnada takım el değiştirdi ve Rus milyarder Dmitry Rybolovlev, takım hisselerinin üçte ikisini Prens Albert’ten satın aldı. Kulübün kurulduğu 1924 senesinden beri ilk defa Kraliyet ailesi Monaco yönetiminde kontrole sahip olmayacaktı.

Yeni başkan gelir gelmez takımı eski şaşalı günlerine geri döndürmeyi amaçlamıştı. 2011/12 sezonunu 8. sırada bitiren takım, yeni sezona İtalyan hoca Claudio Ranieri ile başlıyordu. Ranieri de kendisinden beklenenlere kısa sürede cevap vermiş, takımı Ligue 2’de şampiyon yaparak yeniden Ligue 1’de mücadele etmesine katkıda bulunmuştu.

Rybolovlev başarıyı sürekli kılmak adına 2013 yazında kesenin ağzını açtı ve kulüp için önemli harcamalar yaptı. Sportif direktör Tor-Kristian Karlsen’in isteği üzerine menajer Jorge Mendes ile temasa geçen Rybolovlev, Portekizlinin menajerliğini üstlendiği James Rodriguez, Joao Moutinho ve Radamel Falcao’yu getirerek Fransa futbol tarihinin o güne dek en pahalı transferlerini gerçekleştirdi.

Yüksek profilli isimlerle birlikte Monaco ligi 2. sırada bitirip yeniden Avrupa kupalarında mücadele etme hakkı kazanmıştı. Ancak yapılan pahalı transferler, Avrupa futbolunda yeni yeni gündeme oturan Finansal Fair-Play (FFP) kuralları yüzünden kulübü zor duruma sokma riskini taşıyordu. 2013/14 sezonundan sonra Man City ve PSG gibi ekipler, FFP kurallarına uymadığı için ceza almıştı. Monaco cephesine baktığımızda, başkan yardımcısı Vadim Vasilyev, UEFA yönetimine kulübün finansal durumu hakkında gerekli bilgileri vermişti. Vasilyev New York Times’a yaptığı açıklamada “Biz başladığımızda FFP kuralları mevcuttu ancak henüz uygulanmamıştı. Kimse gerçekten bu kuralların nasıl uygulanacağını bilmiyordu.” demişti.

FFP kurallarının kulüp üzerinde önemli etkileri olacağı açık hale gelince, başkan Rybolovlev geri adım atmış ve harcamaları kesmişti. 2014 Dünya Kupası’ndaki harika performansından sonra James Rodriguez Real Madrid’e giderken, Falcao da kiralık olarak Manchester United’ın yolunu tutmuştu.

Giden isimler kervanına, yönetimin sözleşme yenilemediği Ranieri de dahil olmuştu. Onun yerine, Venezuela’da Portekizli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, Olympiakos ve Sporting Lizbon’da kendini göstermiş olan Leonardo Jardim getirilmişti. Ancak çiçeği burnunda teknik adam, gelir gelmez Fransız basınının eleştirilerine maruz kalmıştı.

“Jardim iyi sonuçlar alıyor fakat takım kötü oynuyor. Yeni taktikler keşfetti. Kloroform etkisi gösteriyor. Monaco’yu izlemek imkansız. Taraftarlar sıkıntıdan ölüyor.” diye fikrini açıkıyor bir spor yazarı Ocak 2015’te. Bundan birkaç hafta sonra, Arsenal’i deplasmanda başarılı bir kontra atak oyunuyla 3-1 mağlup etmeyi başarıyordu Fransız ekibi.

Birçokları için sürpriz olabilir ancak Jardim’i tanıyanlar için hiç de şaşırtıcı değildi sonuç. “Jardim pragmatik ve çok yönlü bir teknik adam. Sınırlı bütçelerle çalışıp başarılı olabilen bir isim. Kulüp finansal açıdan politika değiştirmenin arifesindeyken, Rybolovlev tarafından seçilmesinin sebebi de bu.” diye açıklıyor ESPN’den bir yorumcu.

Jardim bir röportajında mızmızlanmadan çalıştığını söylemişti. En iyi oyuncuları ilk sezonunun sonunda satıldığında bile şikayet etmemişti. 2015 yazında Martial Manchester United’a, Carrasco Atletico Madrid’e, Kurzawa PSG’e, Kondogbia Inter’e ve Abdennour Valencia’ya transfer olmuştu.

Monaco tüm bu transferlerden oldukça iyi bir gelir elde etmiş ve bu sayede Jardim kadrosunu yeniden şekillendirmişti. Sonraki sezon müthiş bir çekişmeye girmiş ve son haftalarda Lyon’un arkasında ligi 3. sırada bitirmişti. Jardim’in oyun anlayışı hala eleştiriliyordu. Oysa onu tanıyanlar, aslında pozitif oyun anlayışına sahip olduğunu, antrenmanlarda bile oyuncuların sadece topla çalışması gerektiğini düşünen bir hoca olduğunu söylüyorlardı.

Geride bıraktığı sezon, oyun anlayışını değiştirebileceğini fark etmişti Portekizli teknik adam. Buna sebep olan birkaç faktör söz konusuydu. Falcao, Manchester United ve Chelsea’de geçirdiği başarısız dönemlerin ardından kulübe geri dönmüştü ve Monaco onu takımda tutmak istiyordu. Onun dışında, Valere Germain harika bir sezondan sonra Nice’den takıma katılmıştı. Lille’den Sidibe, Marsilya’dan Mendy ve Torino’dan Glik’in gelişiyle taş gibi bir savunma hattı oluşmuştu. Sidibe’nin gelişiyle çok yönlü oyuncu Fabinho da orta sahanın merkezine geçmiş ve sezon içinde harika bir performans sergilemişti.

Daha önce kadroda yer alan bazı isimler de Jardim yönetimi altında kendilerini geliştirme şansını yakalamışlardı. Bakayoko taktik bilgisi yüksek bir defansif orta sahaya dönüşürken, Lemar da parlayan isimlerden birisi haline gelmişti. Benfica’nın kolayca bıraktığı yıldız adayı Bernardo Silva da yaşadığı sakatlıklardan kurtulup yaratıcı yönünü gösterme şansına sahip olmuştu. Arjantinli santrafor Guido Carrillo da ilk sezonunda yaşadığı uyum sorununu atlatmış bir şekilde yeni sezona girmişti.

Tüm bu isimlerin yanında, belki de dünya futbolunun en heyecan verici genç yıldızına, Kylian Mbappe’ye sahiptiler. Henüz 17 yaşına ayak basmadan Monaco formasıyla tanışan genç forvet, efsanevi sezonda attığı 25 gol (altısı şampiyonlar ligi üst turlarında geldi) ve yaptığı 14 asistle şimdiden Henry’e benzetilmeye başlamıştı.

Jardim sonunda istediği gibi hücum oynatabileceği bir ekibe sahipti. Oyuncuları 3. bölgede kendilerini gösterme şansını yakalıyorken, maç boyunca oyunun kontrolünü ellerinde tutabiliyorlardı. Portekizli teknik adamın kullandığı diziliş klasik 4-4-2 şeklindeydi.

Sağda Sidibe, solda da Mendy ile 2 harika hücum beke sahipti Monaco. Merkez orta saha ise yin ve yang gibiydi. Teknik kapasitesi yüksek Fabinho ile fiziksel olarak güçlü, daha defansif Bakayoko merkezde yer alıyordu. Silva ve Lemar ise klasik kanat oyuncularından farklı, daha çok yaratıcı oyun kurucular olarak görev yapıyordu. İkisi de sık sık içeri kat edip tehlike yaratan oyunculardı.

İleri ikilide golcü içgüdüleriyle Falcao ve coşkulu gençliğiyle Mbappe birbirini tamamlıyordu. Bu hücum gücü, savunmada Jemerson ve Polonyalı stoper Glik’in liderliği ile Hırvat kaleci Subasic ile destekleniyordu. Yedekte Moutinho, Almamy Toure Boschilla gibi oyuncular yer alıyordu.

Oldukça genç, istekli ve yetenekli bir takımdı Monaco. Sonuç garanti olsa da, hücum yapmaktan çekinmeyen, taraftarlara seyir zevki yaşatan bir ekipti. Ancak birkaç yıl içinde kadronun neredeyse tamamı değişti ve Monaco bu şaşalı sezonu güzel bir anı olarak hatırlamakla yetiniyor. Gelecek ne gösterir bilinmez ama bir gün yeniden alışkın olduğu zirveye oynayan bir takım izleyeceğimize inanıyorum.

Çok Okunanlar

Beklenmeyen Zafer: Danimarka’nın EURO 92 Mucizesi

Mucizelerin Mimarları: 2. Ligden Gelip Lig Şampiyonu Olanlar

Hamburg’un Altın Yılları

Yorum Yap

* By using this form you agree with the storage and handling of your data by this website.

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bununla ilgili iyi olduğunuzu kabul edeceğiz, ancak isterseniz dilediğiniz zaman çıkabilirsiniz. Kabul Ediyorum Devamı

error: Content is protected !!