1800ForBail
Image default
Unutulmaz Futbolcular

Tiki-Taka’nın Beyni: Xavi Hernandez

Barcelona orta sahası, özellikle 2008-2013 yılları arasında etkisini arttıran, toplamda 17 yıl boyunca bir lider tarafından yönetildi desek yanılmış olmayız. Top Blaugrana’nın 6 numarasına geldiğinde kısa süreliğine zaman dururdu. Bir simyacı edasıyla, doğal yeteneklerini bir araya getirip harika bir oyuna dönüştürürdü. Top ondayken takım arkadaşları için oyun alanı yaratır, savunmaya geçtiğinde ise rakibe alan bırakmazdı. Sadece onun görebileceği boşluklardan attığı paslarla nice güzel gole asist yapmıştı. O, İspanya’yı ve Barcelona’yı futbolun zirvesine taşıyan Tiki-Taka’nın ruhuydu. Tam adı Xavier Hernandez Creus, bilinen adıyla Xavi, tarihin en büyük orta saha oyuncularından birisi olarak ismini unutulmazlar arasına soktu. Bu muhteşem oyuncunun kariyerini birlikte hatırlayalım.

25 Ocak 1980’de Katalonya’da Terrassa’da dünyaya gelen Xavi, futbolla iç içe büyümüş. Barcelona’nın yaklaşık 30 km kuzeybatısında yer alan Terrassa’da sokaklarda futbol oynayan çocuklardan birisiymiş. Bir çeşme ve birkaç ağacın olduğu Plaça del Progrés’de top peşinde koşan genç Xavi, okuldan eve dönerken annesinin yaptığı makarnanın hayalini kurarmış. Bir de, annesinden para alıp meydandan taze ekmek alırmış. Annesi sık sık ona yemek yemesini hatırlatır, eğer evde ekmek kalmadıysa küçük oğlunu ekmek almaya yollarmış.

Anne Maria Merce, ailedeki futbol takıntısına aşinaymış. Xavi’nin babası Joaquim ile ailesinin işlettiği bir barda tanışmış. Joaquim burada arkadaşlarıyla buluşup langırt oynarmış. Cumartesi geceleri arkadaşlarını ekmek zorunda kalır, yerel bir kulüp olan Sababell için top koştururmuş. Bu sebeple Xavi futbolun içinde doğup büyümüş. Meydanda futbol oynadıkları zaman arkadaşları toplu şekilde savunma ya da hücum yaparken, Xavi kaleci arkadaşlarının yanında kalırmış. Bir gün babası bunun nedenini sorduğunda şöyle cevap vermiş: “Baba, eğer topu kaybedersek ve orada kimse olmazsa, kalecimiz tek başına kalır.

Xavi futbol oynamadığı zamanlarda da bol bol maç izliyormuş. Yıllar sonra El Pais’e verdiği röportajda şunları söylemiş: “Benim hayatım sıradandı. Futbolun dışında, sadece ailem ve arkadaşlarım vardı.” Arkadaşları ve yöneticileri onu özenli ve düşünceli birisi olarak tanımlar. Röportajı verdiği gazeteciye çocukluğunun geçtiği evi gezdirirken “Burası bizim futbol koltuğumuz. Burada binlerce maç izlemişizdir.” diyor. 4 kardeşinden biri olan Oscar, Xavi’nin 3. lig futblcularını dahi bildiğini söylüyor. “Bir gün L’Hospitalet maçını izliyorduk. Xavi dedi: ‘Bu oyuncu geçen sene Sant Andreu’da oynuyordu. Ama kanatta değil, forvet arkasında.’ Babamız Xavi’nin zihninde hep bir futbol sahası olduğunu söylerdi.

Babası, Joaquim, Sabadell’de oynamış eski bir futbolcuydu ve oğlunun futbol sevgisinde başrolü oynadı. İspanya her zaman büyük futbolcuların çıktığı bir futbol ülkesi olsa da, Xavi çocukluğunda en çok Paul Gascoigne, John Barnes ve Matt Le Tissier gibi İngiliz futbolcuları izlemekten keyif alırdı. Henüz 6 yaşındayken Barcelona’nın efsanevi yetenek avcısı Oriol Tort’u etkileyi başarmış ancak kulüp kısa boyu ve çelimsiz vücudu yüzünden Xavi’yi La Masia’ya dahil etmemiş. Joaquim Hernandez bunun üzerine Tort’a şunu söylemiş: “Oğlum henüz kısa, ama çok yakında onu transfer edeceksiniz.” 1991 Temmuz’unda bir deneme maçında Xavi bir kez daha Tort’un karşısına çıkmış. Maçta 3 gol birden atmış ve Tort bu kez onu direkt Barcelona B takımının antrenörü Josep Maria Gonzalvo’ya göndermiş. Ve böylece baba Hernandez’in kehaneti tutmuş (İşin aslı, maçtan önce Barcelona’nın onu transfer edeceği belliymiş. Baba Hernandez bunu oğlundan saklamış).

Genç Xavi, arkadaşlarının aksine La Masia’da kalmamış. Annesi orada kalmasına izin vermemiş. Antrenmandan sonra öğle yemeği için eve gelirmiş. İlk maaşını aldığında ise, annesine bir ekmek kızartma makinesi hediye etmiş. Ergenlik döneminde ailesi, genç İspanyolun değer yargılarının şekillenmesine etkide bulunmuş. “Genç bir futbolcu için en zorlu dönem, 15-18 yaşları arasıdır.” diyor Xavi. “O dönem, arkadaşların kulüplere gider, kızlarla flört ederken, sen eve hapsolurdun. Babam çoğunlukla 2. ligde oynamış eski bir futbolcuydu ve bana yardımcı oldu. Beni her zaman hazır tuttu. ’10’da evde olacaksın!’, ‘Yarın maçın var.’ Doğru beslenme, dakiklik ve tavırlarım konusunda beni çok erken yaşta profesyonelliğe alıştırdı.

Xavi henüz küçük bir çocukken bile sahip olduğu yetenekleri gösteriyordu. Ona Barcelona kapılarını açan gösterdiği golcü performansı olsa da, aslında o pas vermeyi daha çok seviyordu. 2014 Kasım’ında BBC’ye verdiği bir röportajda sokakta veya okulda yaptıkları maçlarda arkadaşlarına pas vermeyi daha çok sevdiğini belirtmişti Xavi. İzleyenleri kendisine hayran bırakan bir başka özelliği de top kontrolüydü. Barcelona genç takımında antrenörlük yapan Joan Vila’nın bir hikayesine kulak verelim: “Tatillerde oğlumu yanıma alır, sıkılmasın diye de her gün farklı bir alanda istatistik tutmasını isterdim. Bir gün, Xavi’nin kaç pas hatası yapacağını takip etmesini istemiştim.” Eve dönüşte oğlu şunu söylemiş: “Baba bugün sıkıcı bir gündü. Sana söyleyebileceğim bir şey yok. Hiç pas hatası yapmadı.

O günlerden Xavi’nin diğerlerine göre oyun zekası açısından üstün olduğu görülüyordu. Hem topa çok iyi sahip oluyor, hem de oyunu iyi okuyordu. Üstelik bunu telaşsız, oldukça sakin bir şekilde başarıyordu. “Barcelona’ya ayak bastığınızda size ilk öğretilen düşünmektir. Başını kaldır, hareket et, gör ve düşün. Topu almadan etrafına bak. Eğer pası alıyorsan, yakınındaki arkadaş boş durumda mı kontrol et. Charly Rexach derdi ki: ‘Hafif (yarım) dokunun topa.’ Çocukken topa sahip olmak hoşunuza gider değil mi? Benim de istediğim topa sahip olup oyunu yönetmekti. Ben böyle oynamak için yetiştirilmiştim. Başka türlü oynamayı bilmiyordum.”

Merkez oyun kurucu olarak görülen Xavi, yıllarca Barcelona’da oynamış olan Bernd Schuster’e benzetiliyordu. Guardiola’ya evrilmeden önce, onun idolü Alman yıldızdı. “Onun stilinden büyülenmiştim. Tek paslı oyunu, oyunun temposunu aniden değiştirebilmesi, topu alır almaz pozisyonunu ayarlaması ve çevre kontrolü…

Ancak Xavi kimseye benzetilmek istemiyordu. Bir an evvel kadroda kendine yer bulmayı hedefliyordu. Barcelona formasını ilk defa 1998’de Katalonya Kupası’nda Lleida’ya karşı giyen oyuncu, ilk resmi maçına da aynı yıl İspanya Süper Kupa mücadelesinde Mallorca’ya karşı çıkıyordu. 2-1 Barcelona’nın kazandığı maçta gollerden birisi de Xavi’den geliyordu.

Xavi’ye La Liga’da forma şansını ilk defa veren teknik adam, Hollandalı efsane Louis van Gaal idi. Hollandalı teknik adamdan çok şey öğrendiğini söyler Xavi. Onun Zidane’dan iyi olduğunu söyleyen hocasına tüm alçakgönüllüğüyle teşekkür eder ancak abarttığını belirtir.

Rivaldo, Cocu ve Luis Enrique gibi oyuncularla aynı formayı paylaşan genç futbolcu, ligde 17, Şampiyonlar Ligi’nde de 6 maçta oynamıştı. O sezon, kariyeri boyunca kazanacağı onlarca kupadan ilkini, La Liga şampiyonluğunu da kazanmıştı genç orta saha. Ancak tüm bunlara rağmen, takımda yeterince forma şansı bulamadığını düşünüyordu. Takımın beyni Guardiola ile rekabet etmek zorunda kalırken, ailesi Barcelona’dan ayrılması gerektiğini söylüyordu ona. Aynı yıl Nijerya’da düzenlenen 20 yaş altı Dünya Kupası’nda şampiyon olan İspanya’da oldukça iyi bir performans sergileyen Xavi, İtalyan devi Milan’ın radarına girmişti. İtalyanlar tecrübeli oyun kurucu Albertini ile birlikte Xavi’nin iyi bir ikili olacağını düşünüyordu. Ancak bu ilgiye ve kadroda yeterince yer bulamamasına rağmen, Xavi takımdan ayrılmak için doğru zaman olmadığına karar vermişti.

Sonraki sezon işler Xavi’nin lehine gelişmişti. Guardiola’nın ciddi bir sakatlık geçirmesiyle birlikte, van Gaal genç oyuncuya daha fazla forma şansı vermişti. Guardiola 2001 yazında İtalya’da Brescia’nın yolunu tutarken, Xavi her geçen sezon Barcelona ile daha fazla maça çıkma şansını yakalıyordu. Ancak Xavi’nin şanssızlığı, o dönem Barcelona’nın ekonomik bir kriz içinde bulunması, yeni transferlerin başarılı olamaması ve en büyük rakipleri Real Madrid’in Los Galacticos dönemini yaşıyor olmasıydı. Xavi’nin birkaç yıl daha sabretmesi gerekiyordu…

2002 yazında Xavi ilk defa Dünya Kupası heyecanını yaşıyordu. Grup aşamasında 3-1 kazanılan Paraguay maçının sonlarında oyuna giren futbolcu, 3-2 kazandıkları Güney Afrika maçına ise ilk 11’de başlamıştı. Bir sonraki forma bulduğu maç, İspanya’nın kaderini belirleyen Güney Kore maçı olmuştu. Uzatma anlarında oyuna giren Xavi, penaltılara giden maçta üstüne düşeni yapmış, golünü atmış ama takımını yenilgiden kurtaramamıştı. O günü hatırladığımızda, o maçta yapılan hakem hataları, maçta futbolun önüne geçmişti.

Euro 2004’te de milli takımda yerini alan futbolcu, bu kez büyük bir hayal kırıklığı yaşamış ve ilk turda turnuvaya veda etmişti. Ancak kulübü Barcelona’da işler yoluna girmeye başlamıştı. Takımın başına Frank Rijkaard’ın gelişi etkisini kısa sürede göstermiş, takıma yapılan takviyelerle birlikte harika bir ekip oluşmuştu. Xavi artık merkez orta sahanın tartışmasız lideriyken, yeni transferler Rafa Marquez, Giovanni van Bronckhorst ve özellikle Ronaldinho takımı başka bir seviyeye taşımıştı. Xavi aynı dönemde ruh ikizi Andres Iniesta ile de birlikte oynamaya başlamıştı. Barcelona’nın önünde oldukça parlak bir gelecek duruyordu…

2005/05 sezonunda muhteşem bir dönemin başlangıcı ilan ediliyordu. Eto’o, Deco, Edmilson ve Sylvinho gibi isimleri kadrosuna katan ekip, aynı zamanda altyapıdan çıkan yeni bir yıldızın doğuşuna ev sahipliği yapıyordu: Lionel Messi. O sezon Barcelona lig şampiyonluğunu kazanırken, Xavi de ligin en iyi İspanyol oyuncusu seçiliyordu. Deco gibi bir beyinle birlikte Barcelona hücumlarını planlayan Xavi, Edmilson, Marquez ve Thiago Motta gibi defansif oyuncuların sigortasıyla özgür bir şekilde futbolunu oynuyordu. Takımdaki yeri belirginleşmeye başlayan oyuncu, Rijkaard tarafından Puyol’dan sonra takımın 2. kaptanı seçilmişti.

Sonraki sezon İspanyol oyuncu için şanssız geçecekti. Aralık 2005’de yaşadığı diz sakatlığı yüzünden ancak Nisan ayında çalışmalara dönmüştü. Bu süre zarfında kadrodaki yerini Mark van Bommel’e kaptırmış ve hatta Şampiyonlar Ligi finalini de yedek kulübesinden izlemek zorunda kalmıştı. O sezon sadece 22 maçta forma giyen oyuncu, birkaç sene içinde Avrupa’nın zirvesine yerleşecekti.

2 sezon üst üste La Liga’da Real Madrid’e şampiyonluğu kaptıran Barcelona, 2008 yılıyla birlikte muhteşem bir döneme adımını atacaktı. Ancak o döneme gelmeden önce 2008 yazına bakmalıyız. Euro 2008 öncesi İsveç, Danimarka, Kuzey İrlanda ve İzlanda gibi takımların önünde 9 galibiyet, 1 beraberlik ve 2 yenilgi alarak turnuva biletini kazanmıştı İspanya. Akdeniz ekibi, Luis Aragones önderliğinde harika bir kadroya sahipti ve Xavi, kendisini henüz tanımayanlara nasıl bir oyuncu olduğunu gösterecekti.

Turnuvaya geldiğimizde, grup aşamasında Rusya’yı 4-1, İsveç ve Yunanistan’ı da 2-1 ile geçen İspanya, çeyrek finalde son Dünya şampiyonu İtalya’yı 90 dakikası golsüz biten maçta penaltı vuruşları sonucunda 4-2 mağlup etmişti. Yarı finalde rakip bir kez daha Rusya olmuştu. Xavi’nin ilk golü atarak takımını öne geçirdiği maçta gülen taraf, 3-0lık sonuçla İspanya’ydı. Şampiyonluk için karşılarında, Türkiye’yi yarı finalde mağlup eden Almanya olacaktı.

Finalde şampiyonu Fernando Torres’in attığı harika gol belirlemişti. Golün asisti, turnuvadaki ilk asistini yapan Xavi’ye aitti. İspanya, Amancio’nun önderliğinde kazandıkları 1964 Avrupa şampiyonluğundan sonra ilk defa Avrupa’nın zirvesine çıkıyordu. Turnuvanın en değerli oyuncusu, Barcelona’nın ve milli takımın beyni Xavi seçilmişti. 2016’da UEFA’ya verdiği röportajda şunları söylemişti: “Güzeldi. 2008’de ortaya koyduğumuz oyun gerçekten güzeldi. Yetenekli oyunculara sahiptik ve topla oynamaya dayanan, göze hoş gelen bir oyunla şampiyon olmuştuk. Luis Aragones, oyunu Johan Cruyff gibi gören bir hocaydı.”

Avrupa Şampiyonası’ndan sonra Xavi’yi İspanya’dan koparmak isteyen takımlar olmuştu. Bunlardan en önemlisi Bayern Münih’ti. Görüşmeler iyi gitmiş, Xavi Alman ekibine sıcak bakmıştı. Ancak takımın başına Pep Guardiola’nın gelişi Xavi’nin düşüncesini de değiştirmişti. Pep takımı onsuz düşünemediğini açıkça söylemişti. Xavi’ye de bu sözün üstüne takımda kalmak düşmüştü.

Guardiola, geometri dehası gibi kurduğu oyun şablonunda merkeze, en önemli noktaya Xavi’yi koymuştu. Oyun, akışıyla ve temposuyla Xavi’nin ayaklarına ve beynine bağlıydı. Yanında oynayan Busquets ve Iniesta ile birlikte o dönem dünyanın en etkili orta sahasını oluşturmuştu. Yaratıcı ve bir o kadar da sıkı bir savunmacı, rakibe derhal pres yapan, takımı her yönüyle yöneten bir oyuncu haline gelmişti Xavi. Bu, ilerleyen yıllarda büyük başarıların temelini oluşturacaktı.

2008/09 sezonu, tarihin en dominant sezonlarından birisine tanıklık ediyorduk. Barcelona B takımı dışında teknik adamlık tecrübesi olmayan Guardiola, o sezon ekibiyle birlikte La Liga, Kral Kupası (Atletic’e karşı gol Xavi’den gelmişti), İspanya Süper Kupası, Şampiyonlar Ligi, Avrupa Süper Kupası ve Kulüpler Dünya Kupası’nı harika bir futbol ortaya koyarak kazanmıştı. Xavi ligde 22 asist yaparak bu alanda zirveye çıkmış, Şampiyonlar Ligi’nde de 7 golün pasını vererek takımına katkı sağlamıştı. Aynı yıl Ballon d’Or ödüllerinde Messi ve Cristiano Ronaldo’nun arkasında üçüncü sırada seçilmişti.

O sezonun en büyük olaylarından birisi, Santiago Bernabeu’da yaşanmıştı. Xavi’nin 4 asistle yıldızlaştığı maçta Barcelona, ezeli rakibi Real Madrid’i 6-2 mağlıp etmişti. Birçoklarına göre o takım, tarihin en iyisiydi. Xavi de böyle düşünenlerden: “O sezonu hiçbir dönemle karşılaştıramam, bir daha da böyle bir sezon göreceğimi sanmam. Bir takım tarafından oynanmış en iyi oyundu. Topla neredeyse %70 oranında oynuyorduk. Maçları ilk dakikadan itibaren domine ediyorduk. Her maç 20-25 pozisyona giriyorduk. O sezon tam 6 kupa kazanmıştık. Neredeyse yenilmezdik.”

Bu muhteşem sezondan sonra Xavi’nin bir eksiği kalmıştı: Dünya Kupası. 2002 ve 2006’daki hayal kırıklıklarından sonra, 2010 Dünya Kupası, altın jenerasyonun kendisini gösterebileceği son turnuvalardan birisi olacaktı. Bu kez takımın başında, birinci Los Galacticos’un babacan teknik adamı Vicente Del Bosque yer alıyordu. Takım, Aragones dönemine nazaran çok daha muhafazakar bir oyun sergiliyordu. Turnuva boyunca ortalama %91 pas isabetiyle oynamayı başarmışlardı. Xavi, bu müthiş pas trafiğini yönetmek için maç başına ortalama 11 km koşmak zorunda kalmıştı. Finalde Hollanda’ya karşı ise 15 km sınırına yaklaşmıştı.

2010 Dünya Kupası’nın finalinde, uzatma dakikalarında ruh eşi Iniesta’nın golüyle Hollanda’yı 1-0 yenen İspanya şampiyonluğa ulaşmıştı. Böylece Xavi’nin müzesinde eksik olan madalya da gelmişti. O artık hiç tartışmasız en büyükler arasında yer alıyordu.

2010/11 sezonunda Xavi önemli başarılara imza atmaya devam ediyordu. O güne dek kulüp için en çok forma giyen oyuncu Migueli’ye ait olan 549 maçlık rekoru kırmıştı. Bununla birlikte Barcelona ile şampiyonluklar almaya devam ediyordu. Şampiyonlar Ligi finalinde 2 yıl önce karşılaştıkları Ferguson’un Manchester United’ı ile bir kez daha karşı karşıya gelmişti. Gol perdesini Xavi’nin asistiyle açan Barcelona, rakibini 3-1 mağlup etmiş ve 4. Avrupa şampiyonluğunu elde etmişti. Maçtan sonra Sir Alex Ferguson, Barcelona’yı öve öve bitiremiyordu.

United oyuncularının bana yaklaştığını görmüştüm. O an Pedro’ya baktım, bekledim, bekledim ve ayağımın dışıyla pasımı attım. Pasla Pedro’nun golü arasında geçen birkaç saniye çok heyecan vericiydi. O an benim için çok özeldi.” diyor Xavi.

Aynı sezon oynanan Dünya Kulüpler Kupası finalinde rakip Brezilya’dan Santos’tu. Dakikalar 17’yi gösterdiğinde Xavi bir anlığına yine zamanı durdurmuştu. Muhteşem bir kontrolle topu ayağına alan usta oyuncu, derhal verdiği pasla Messi’yi kaleciyle karşı karşıya bırakmıştı. Messi de şık bir aşırtmayla topu ağlara göndermişti. Dakikalar sonra Xavi bir kez daha sahneye çıkmış ve takımının ikinci golünü atmıştı. Fabregas ve Messi’nin attığı goller, Barcelona’nın 4-0’lık galibiyetini sağlamıştı.

2012 yılına geldiğimizde, Xavi ve İspanya son kez Avrupa’nın zirvesine çıkıyordu. Elemelerde sekizde sekiz yapan ekip, turnuvaya İtalya beraberliği ile başlamıştı. Hırvatistan ve İrlanda’ya karşı alınan galibiyetler takımı çeyrek finale taşımıştı. Çeyrek finalde Fransa’yı 2-0 yenen İspanya, yarı finalde Portekiz karşısında oldukça zor bir maça çıkmıştı. Normal süresi golsüz biten maçta, penaltılar sonunda gülen taraf İspanya olmuştu. Finalde rakip, bir başka harika oyun kurucu Andrea Pirlo’nun taşıdığı İtalya’ydı. Maç beklenenden kolay geçmiş, Xavi’nin 2 asistiyle, İspanya maçı 4-0 kazanmıştı. Böylece Xavi, 2 farklı Avrupa Şampiyonası finalinde asist yapan ilk oyuncu olarak tarihe geçmişti.

Euro 2012, İspanya’nın son kez zirveye çıktığı turnuva olmuştu. 2014 Dünya Kupası büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmış, henüz grup mücadelesinde turnuvaya veda etmişti. Oyun tarzına rakiplerin uyum sağlamaya başlaması ve oyuncuların motivasyonunun düşmesi yüzünden İspanya başarılı olamamıştı. Bu turnuvadan sonra Xavi, toplamda 133 kez formasını giydiği İspanya milli takımına veda etmişti. Vicente Del Bosque yıldız oyuncusunu anarken şunları söylüyordu: “Kişilği ve oyunuyla İspanyol futbolunun sembol ismiydi. Diğer tüm oyunculardan daha önemliydi.”

2011/12 sezonunda kariyer gol rekorunu kırmayı başarmıştı Xavi. Oynadığı 51 maçta attığı 14 gol, 2008/09 sezonunda attığı 10 golü geride bırakmıştı. O sezon ligde şampiyonluğu Real Madrid’e kaptıran Blaugrana, teknik direktör Guardiola ile yollarını ayırmıştı. Xavi’li Barcelona üst üste 2 sezon Avrupa Şampiyonluğunu rakiplerine kaptırırken, 2014 Haziran’ında usta oyun kurucu takımdan ayrılmaya karar vermişti. Katar ve MLS’den gelen teklifler oldukça cazipti. Ancak 2014/15 sezonunda göreve başlayan yeni teknik adam Luis Enrique, maestroyu en az 1 sezon daha Katalonya’da kalması konusunda ikna etmeyi başarmıştı.

İleride Messi-Suarez ve Neymar’dan (MSN) oluşan hücum gücüyle rakiplerine korku salan ekip, bir kez daha tüm kupaları toplamıştı. Xavi yaşı gereği, Barcelona’nın kazanmayı garantilediği bazı maçlarda topu tutmak için rol alıyordu. Bunu ondan iyi yapabilecek kimse yoktu. O sezon 44 maçta forma giyen oyuncu, 2005/06 sezonundan beri en düşük sayısına ulaşmıştı. Şampiyonlar Ligi finalinde Juventus’a karşı 2. yarıda, kader arkadaşı Andres Iniesta’nın yerine oyuna girmiş, kaptanlık pazu bandını koluna geçirmiş ve kupayı kaldırmıştı. Xavi için daha iyi bir jübile düşünülemezdi.

Barcelona’ya vedasından sonra Katar’ın yolunu tutmuştu efsane. Eylül 2015’te, Al-Sadd ile ilk resmi maçına çıkmıştı. 2022 Dünya Kupası yolunda Katar elçisi olan oyuncu, 2 yıl içinde yeni ülkesinde ilk kupasını kazanacaktı. 2016/17 sezonunda 32 maçta 10 gol atmayı başarmıştı. Aynı dönemde baba olmuş, her ne kadar uzak bir coğrafyada yer alsa da, Avrupa futbolundan uzak kalmamıştı.

2019 yılında 39 yaşında muhteşem kariyerine son noktayı koymuştu. Ancak futboldan kopmaya niyeti yoktu. Bir gün Barcelona’da çalışmak istiyordu, evi gibi gördüğü bir yerde çalışmak…

Xavi, yıllarca güzel futbolun güçlü bir temsilcisi olan ama turnuvalarda istediği başarılara ulaşamayan bir takımın liderliğini yaptı. Ne İspanya ne de Barcelona, o olmadan büyük başarılara imza atamazdı.

Çok Okunanlar

Ballon D’Or Kazanan Tek Stoper: Fabio Cannavaro

Bir FM Efsanesi: Fabio Paim

Beşiktaşlı Metin

Yorum Yap

* By using this form you agree with the storage and handling of your data by this website.

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bununla ilgili iyi olduğunuzu kabul edeceğiz, ancak isterseniz dilediğiniz zaman çıkabilirsiniz. Kabul Ediyorum Devamı

error: Content is protected !!